Ambient Marketing kategorisinde, derdini tasarımıyla iyi anlatan bir iş. Irak’taki savaşa dur demek amacıyla Global Coalition for Peace organizasyonu için hazırlanan; görsel olarak el bombası, tüfek, tank ve füzelerin kullanıldığı 4 ilandan oluşan kampanya, One Show Design Awards’ta Silver Pencil ödülüne layık görüldü. Ayrıca Clio Awards ve D&AD Awards’ta kısa listeye kalmayı başardı.
A: Big Ant International, New York • YY/CD: Alfred S. Park • YYY/ACD:Frank Anselmo • SY/AD: Jeseok Yi • RY/CW: Francisco Hui, William Tran via








Summit International Awards’ta Silver Crystal Trophy kazandık!



Knorr için gerçekleştirdiğimiz açık hava reklamı ile Summit International Awards’da, Creative Award kategorisinde Silver Crystal Trophy kazandık. Summit International Awards 15 yıldır Amerika’da Creative, Effectiveness ve Emerging Media kategorilerinde reklamları ödüllendiriyor. Bu yıl yarışmaya 26 ülkeden birçok reklam ajansı katıldı, binlerce iş yarıştı.

Beşiktaş duvarına uygulanan, tasarladığımız Knorr mutfağının bu kadar iş arasından sıyrılıp uluslararası alanda ödül alması bizi çok mutlu etti. Bu çalışmamız 2009 Mediacat Açık Hava Ödülleri’nde de Başarı Belgesi kazanmıştı.

Selva Makarna Lansmanı


Selva markası, çok yerinde bir lansmanla piyasada. Makarna tüketimini arttırmak için onu sade yenen bekar erkek yemeği ya da pesto, arrabiata gibi İtalyan soslarıyla yemenin dışında çok  nefis bir öneri getiriyor Selva: Türk mutfağındaki bir çok mevcut yemek zaten makarna sosu gibi, e hamur işi de seviyoruz, o zaman Türk yemeklerini makarna sosu olarak neden kullanmıyoruz?

 

Marka: Selva

Reklamveren: Selva Gıda Sanayi A.Ş.

Reklamveren Yetkilisi: Ahmet Nurullah Güler

Ajans: Genna MCG

Müşteri İlişkileri Direktörü: Züleyha Arslan

Marka Sorumlusu: Emel Çimen

Stratejik Planlama: Emre Süer

Kreatif Direktör: Emrah Yörük

Art Direktör: Kayhan Başpınar

Reklam Yazarı: Burçin Baran, Cahit Akın

Yapım: Böcek Yapım

Yönetmen: Levent Tuna

Görüntü Yönetmeni: Veli Kuzlu, Mario Tagliabue (Yemek Planları)

Müzik: Ömer Ahunbay

Basın Bülteni:

 Ülkemizde makarna tüketimi kişi başına yılda sadece 6 kg iken, İtalya’da bu miktar 28, Avrupa Birliği ortalamasında 10 kg. ABD’de ise yine 10 kg civarında. Selva Gıda, makarnanın ülkemizde ana yemek olarak algılanması ve tüketiminin artırılması konusunda uzun süredir araştırmalar ve çalışmalar yapıyor. Bu araştırmalarda, hamur işi seven bir millet olmamıza rağmen ülkemizde makarna tüketiminin neden bu kadar az olduğunun cevaplarını da arıyor.

 Burada karşımıza çıkan en önemli sorun, ülkemizde sos kültürünün olmaması, makarnanın genellikle sade olarak tüketilmesi ya da birkaç çeşit sos ve garnitür (salça, peynir, yoğurt, ketçap, kıyma vb.) ile çeşitlendirilebilmesi. Oysa makarna, ne kadar farklı şekillerde tüketilebilirse o kadar keyif veren ve tüketimi artan bir yemek olabilir.

 Biz tencere yemeklerini seven ve sosunu yemeğin içinde pişiren bir yemek kültürünün çocuklarıyız. Bu yüzden, ayrıca bir sos yapma alışkanlığımız yok. Ancak, çoğu yemeğimiz aynı zamanda muhteşem birer makarna sosu! Öte yandan biz, oldukça zor değiştirebileceğimiz bir damak tadına sahibiz. Yabancı ve yavan tatları sevmiyoruz.

 Selva, bu gerçekten hareket ederek, Türk Mutfağının eşsiz yemekleri ile makarnanın birleştirilmesini öneriyor. Makarnayı tas kebabıyla, menemenle, musakkayla, misket köfteyle birlikte yiyebileceğimizi söylüyor. Bununla da yetinmeyip, Türk Mutfak Vakfı’nın önerileriyle oluşturduğu tarifleri Selva paketlerinin üzerine yazıyor.

 Selva, makarnayı Anadolu Amber Durum Buğdayı İrmiği ve saf sudan üretiyor. Hamurlaşmayan, lapalaşmayan makarnanın ve kehribar sarısı altın gibi rengin sırrı işte bu birleşim!

WinZip - Sıkıştırılmış Ev

Veri sıkıştırma programı olan WinZip'ten çok basit ve etkili bir ambiyans uygulama. Binanın güç dağıtım kutusuna, aynı binanın küçük halini koymuş. Millet anlamaz, çok dolaylı anlatım gibi bir kaygı taşınmadığında, hem müşteri kazanıyor hem de ajans. Alkışlamak lazım böyle uygulamaları.

Amnesty International-Asılı Adam

Amnesty International'ın idam cezasına karşı başlattığı kampanya, duyguları sömürme yolunda epey başarıya ulaşmış. Zaten amaç da insanların hassasiyetini artırmak ve derneğe bağış yapılmasını sağlamak. Başarılı olmuş gerçekten.

İstediğin yemeği ye, istediğin kadar öde...


Yurtdışında bazı cafelerin uyguladığı sistem gerçekten cesaret ister. Olay şu: Restorana gidiyorsunuz, 5 farklı menü seçeneği var ve hiçbirinin fiyatı yok. Seçtiğiniz menüde sadece içeceğin fiyatı sabit, geri kalan kısmı size kalmış. Türk deyimiyle 'gönlünden ne koparsa abla' zihniyetini benimsemiş restoranlar aslında bu duruşla lezzetlerine olan güveni de pekiştiriyorlar. "Curry soslu tavuğu öyle bir yaparım ki, hak ettiğim parayı zaten verirsin" diyor. Düşünün bakalım bu zihniyet Türkiye'de nasıl işler?

Colgate'ten Gerilla